Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) darbe girişimi sırasında, aralarında Erol Olçok ve oğlu Abdullah Tayyip Olçok’un da olduğu 34 kişinin şehit edildiği 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’ndeki olaylarla ilgili haklarında 37’şer kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenen 135’i tutuklu 143 sanığın yargılandığı davada, müştekiler dinlenildi.

“Ben darbe olduğunu anladıysam, onların da anlaması gerekirdi”

İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Büyükçekmece’deki Mimar Sinan Spor Salonu’nda yapılan duruşmada, müştekilerden Salih Çakır’ın, 18 yaşından küçük olduğu için avukatı huzurunda ifadesi alındı.

Olay gecesi kuzenleriyle köprüye gittiğini anlatan Çakır, “Gişelerin oraya vardım. Hainler sıkıyordu. Eğilmiş kendimi koruyorum. Kafamın arkasına kurşun geldi. Askeri öğrencileri taşıyan mavi otobüsün geldiğini yolda görmüştüm. İnsanları ezerek ilerliyordu. İnsanlar askerlere ‘Gitmeyin, yapmayın. Asker kışlaya.’ diye bağırıyorlardı. Olay tarihinde köprüye gittiğimde 16 yaşındaydım. Ben darbe olduğunu anladıysam, onların da anlaması gerekirdi” dedi.

Salih Çakır’ın babası Niyazi Çakır ve annesi Nermin Çakır da sanıklardan şikayetçi olduklarını dile getirdi.

“Ambulansa ateş edilmesinin insanlıkla alakası yok”

15 Temmuz gazilerinden müşteki Ali Tüfekçi, köprünün ortasına gittiğinde üzerlerinden ışıklarını yansıtan bir helikopter geçtiğini belirtti. Helikopterin denize ateş ettiğini anlatan Tüfekçi, şunları söyledi:

“Yürümeye devam ettik, atış sesleri geliyordu. Köprünün Kız Kulesi tarafındaki ayağına geldiğimizde elimde telefonla fotoğraf çekiyordum. Akabinde askerler ayakta ateş ediyorlardı. Diğer askerlerden farklı bir üniforma giyen bir rütbeli elinde tabancayla hedef gözetmeden ateş etti. Çekime devam ederken sol elimden vuruldum. Yere düştüm. Yaklaşık 2 dakika sonra çevremdekiler de yere düştü. İnsanlar beni aldı. Bir araca yaralıları doldurdular. Belli bir mesafe gittikten sonra ambulansa bindirildik. Boğazından vurulan birini getirdiler. Bu sırada ambulansa 3-4 asker tarafından ateş edildi. Onu hiç unutamıyorum. Ambulansa ateş edilmesinin insanlıkla alakası yok.Bunu yapanlar bizim verdiğimiz vergilerle maaş alıyor, çocuğunu besliyor. Halkın elinde bayrak vardı, bayrağa ateş açıldı. Göğsünden vurulan bir kişi gördüm, göğsü parçalanmıştı. Zannedersem şehit düştü.”

“Atış serbest, vurun bu şerefsizleri”

Kol değneğiyle kürsüye gitmekte zorlanınca oturduğu yerden ifade vermesi istenen 15 Temmuz gazisi Sabri Gündüz, televizyondan çatışma olduğunu duyunca köprüye gittiğini anlattı. Köprüde yürümeye başladıkları andan itibaren sürekli ateş edildiğini dile getiren Gündüz, şunları anlattı:

“Daha ne oluyor diye konuşma imkanı bulamadan bize ateş ettiler. Karşı şeritte bulunan 3 vatandaş askere yaklaştı. Çocuklar ‘Yapmayın.’ deyince rütbeli olduğunu düşündüğüm biri ‘Konuşma lan şerefsiz.’ dedi ve o çocuğu vurdular. O çocuğu almak için ellerimi havaya kaldırdım, ‘Müsaade edin çocuğu alayım, ölmesin.’ dedim. O rütbeli, ‘Atış serbest, vurun bu şerefsizleri.’ diye emir verdi. Emri duyunca arkamı döndüm, döndüğüm anda ateş etmeye başladılar. O emri veren kişi ‘Buranın padişahı benim.’ der gibi yürüyordu. Arkamı dönüp diğer arkadaşım Özer Yıldız’a bakarken vuruldum, yere düştüm. Düştüğümde de beni öldürmek için ateş ediyorlardı. Arkadaşım da vuruldu. 2-3 dakika ateş sürdü. Arkamızda beyaz bir araç vardı. Aracı kullanan bir çocuk askerle aramıza girdi, bizi aldı. O sırada yağmur yağar gibi ateş edildi. Aracın lastikleri patladı. Birkaç manevrayla oradan uzaklaştık. Hastaneye kaldırıldım. 5 ay hastanede yattım. Bacağım kesildi, halen tedavim devam ediyor. Hepsinden şikayetçiyim.”

Saç ve sakal tıraşı vurgusu

Müştekilerden Harun İlkhan, olay gecesi köprüde sırtından ve göğsünden vurulduğunu belirterek, sanıkların uzun saç ve sakalla duruşmaya katılmalarını eleştirdi. Olay gecesi sanıkların 3 numara saç ve yüzleri tıraşlı olduğunu söyleyen İlkhan, müştekilerin, sanıkları teşhis etmesi için saç ve sakal tıraşı olmaları gerektiğini vurguladı.

“Hastanede kan kokusuyla uyandım”

“Türkiye askeri darbelerle çok zengin bir ülke maalesef” diyerek sözlerine başlayan müşteki Orçun Şekercioğlu, olay gününe dair şu bilgileri verdi:

“Aklıma ilk Kısıklı’ya gitmem gerektiği geldi. Orada ciddi bir kalabalık oluştu. Köprüde askerin darbe için köprüyü kapattığını anlamıştık. ‘Asker içerisinde bir cunta hevesi var, bu yine hortladı.’ diye düşünüyoruz buna göre plan yaptık. FETÖ filan olduğu aklımızda yoktu. Askerlerle konuşacaktık. Vazgeçirmeye çalışacaktık. Acıbadem istikametinden ters istikamette giderken önceden gidenlerin döndüğünü gördük. Yaralılar vardı. Köprüye intikal ettik. Konuşma imkanı yoktu, mümkün değildi. Bayrakla gelen kardeşlerimizle bir araya geldik. Kalabalıktık. Zincir halinde koşmaya başladık. 75-80 metre kadar mesafeden yaklaştık. O dakikaya kadar kurşun sıkacakları aklımızda yok. Koşarken G3 tipi bir silahla vurulmuşuz. Havada takla attıracak kadar süratli bir kurşunla vuruldum. Havada döndüm. Kan kaybetmeye başladım. Askerler, bana müdahale etmelerine müsaade etmiyordu. Bir ara ateş kesilince arkadaşlar yanıma geldi, tampon yapmaya başladı. Biraz sonra motosikletli bir çocuk geldi. ‘Ağabey, seni ben götüreyim.’ dedi, onu biliyorum. Cüsseli bir adamım, sığdıramadılar. O çocuğun daha sonra şehit olduğunu öğrendim. Allah gani gani rahmet eylesin. Ambulans gelmesi mümkün değildi. Biraz sonra beyaz bir araba geldi. Beni 7-8 hamlede arabaya bindirdiler. O sırada yoğun şekilde ateş etmeye başladılar. Araba uzaklaşana kadar da taradılar.

Hastanede gözlerimi açtığımda bir kan kokusuyla uyandım. Hangi adam bize kurşun sıktıysa, bunlara hakkım dünyada da ahirette de helal değildir. Haydarpaşa Numune Hastanesi’nin üzerinden alçak uçuş yaptılar, sonic patlama nedir bilmiyoruz, bomba atıyorlar zannediyoruz. Gencecik hemşire kızlar korkuyorlar, camlar patlıyor. Onları teselli etmeye çalışıyoruz.”

Müşteki Şekercioğlu, sanık avukatlarının sorularını yanıtlamadı.

“Hala tek tip kıyafet giymediler”

15 Temmuz gazisi müşteki İlhami Çil ise duygularını şu sözlerle dile getirdi:

“Bizim yaralarımız hala kanıyor ve bunlar tek tip kıyafet giymediler. Bunları, bu davanın bu kadar uzadığını gördükçe üzülüyorum. Hastaneye kaldırıldığımda manzara feciydi. Çek çekle yerden kan çekiyorlardı. 14 yaşındaki oğlum hastaneye geldi. O çocuk yaralılarımızı, şehitlerimizi taşıyordu. Bu sanıklar arasında acaba annesi, babası, kardeşi köprüye giden var mıydı? Yoktu çünkü demek ki önceden haberdar olmuşlar, gelmemişler.”

İstanbul Valisi Vasip Şahin’in korumaları dinlenildi

duruşmada, olay gecesi 23.20 sıralarında araçla ters yönden girdikleri 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde, darbeci askerler tarafından silahlarına ve telsizlerine el konularak birbirine kelepçelenen İstanbul Valisi Vasip Şahin’in korumaları Şafak Kurul ve Ferit Bozkurt “müşteki” sıfatıyla ifade verdi.

Bozkurt, darbe girişiminin yaşandığı gün istirahatli olduğunu ve 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde askeri hareketliliği öğrendiğini kaydederek, Vali Şahin, İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan ve olay tarihindeki 1. Ordu Komutanı olan Orgeneral Ümit Dündar’ın köprüye intikal edeceğinin bildirilmesi üzerine, Şafak Kurul ile bir araca binerek köprüye gittiklerini anlattı.

“Kıpırdarlarsa vurun”

Köprü hattına gelince normal gidemeyeceklerini fark ederek ters yöne girdiğini dile getiren Bozkurt, şunları kaydetti:

“Aracımızın çakarları yanıyordu. Askerleri gördüm. Geldiğimizi görünce silahları bize doğrulttular. Üzerlerinde hücum yeleği olan birkaç asker, ‘Yanlış yapmayın. Yönetime el koyduk. Araçtan inin.’ dedi. Biz İstanbul Valisi’nin korumaları olduğumuzu söyledik. ‘Sizi komutanıma götürmemiz gerek.’ dediler. Araçtan indik, komutanlarına doğru götürüyorlardı bizi. Karşımızdan adının sonradan Ahmet Taştan (tutuklu sanık eski Binbaşı) olduğunu öğrendiğim rütbeli geliyordu. Askerlere ‘Niye bizi tutuyorsunuz? İşimizi yapmamız için karşı tarafa geçmemiz lazım.’ dedik. Arbede yaşandı, bize saldırdılar, silah ve telsizlerimizi aldılar. Şafak ile beni yere yatırıp sol kollarımızdan kelepçelediler. Üzerimde ceketim vardı. Ceketimi çıkarmaya çalıştılar, kelepçeli olduğum için çıkaramayınca bıraktılar. Bizi sol tarafa götürdüler. Başımıza askerleri dizdiler. Ahmet Taştan bizi tekmelemeye devam etti. Askerlere, ‘Kıpırdarlarsa vurun.’ diye emir verdi. Askerler, komutanları ne dese ‘Emredersiniz komutanım.’ diye bağırıyorlardı.”

Kelepçelerden kurtulup, turnikelere koştular

Köprüden geçen vatandaşların “Asker kışlaya” sloganları attığını ifade eden Bozkurt, şunları söyledi:

“Taştan sürekli sağa sola ateş etmeye başladı. Bayrak açan vatandaşlar vardı. Yoldaki erlere bağıran vatandaşlara ateş ediyorlardı. Bir müddet sonra polis kendilerine operasyon yapar diye ağaç alanları taramaya başladılar. Arkadaşım Şafak kolunun çok ağrıdığını söyledi. ‘Kes sesini.’ dediler. Her zaman üzerimde bir çakı bulundururum. Polislik mesleği gereği kelepçe nasıl takılır, nasıl çıkarılır bilirim. Kendimi Şafak’a soteleyerek kelepçeyi çakıyla açtım. Şafak dikkat etmemi söyledi. Askerler bize ‘Kımıldamayın.’ diye bağırıyorlardı. O sırada köprünün üstünden helikopter geçince bir hareketlenme oldu. Şafak’a ‘Buradan çıkmazsak bunun sonunu düşünemiyorum.’ dedim. ‘Turnikelere koşmamız lazım.’ dedim. Başka çaremiz yoktu. Şafak kabul etti. Dikkatleri dağılınca ‘Hadi Şafak.’ dedim. Turnikelere doğru koşmaya başladık. Sonrasında rutin görevimize devam ettik. Emniyetle irtibatlarını bizden el koydukları telsizle yaptılar. Orada yarbay ve binbaşı vardı ama rütbelerin yer değiştirdiğini gördüm. Şikayetçiyim.”

Müşteki Şafak Kurul ise arkadaşının yaşadıklarını tüm detaylarıyla anlattığını söyleyerek, Bozkurt’un beyanlarına katıldığını ve şikayetçi olduğunu belirtti.

Mahkeme Başkanı, bugün duruşmaya katılan müştekilerin ifadelerinin tamamlandığını bildirerek, yarın müştekilerden gelen olursa ifadelerinin alınacağını, ifadelerin ardından sonra taleplere geçileceğini açıkladı.

Kaynak: AA